Barınma İhtiyacımızı Karşılayamadığımızda Neler mi oluyor?
İnsanın yaşamsal becerilerini ve türler arasında canlı varlığını bugüne taşıyabilmesinde etkin rol olan; doğayı gözlemleme ve doğayı taklit edebilme (biyomimik) yeteneği yatmaktadır. Bu yetenekle gelen bilgiyi ise; çevremizi duygularla algılama ve o duyguların sonrasında beynimizde kimyasallar sentezleyebilme becerimizle çevremizdeki uyaranlara karşı bilgi edinebilmekteyiz. Bu durumda duygu, organizmanın bilgi işleme sürecinde uyaran duruma karşı oluşturduğu tepkisi olmuş oluyor (Mallgrave, 2015). Peki bu bahsettiklerimizin mimari ve yaşadığımız konutlarla ne ilgisi var? Hadi biraz da onlardan bahsedelim…
İnsan olarak çevremizdeki uyaranlarına karşı tepki oluşturuyoruz. Oluşan tepkilerin süreciyle bir önceki paragrafta paylaştık. Demek ki maruz kaldığımız fiziksel çevre bizim duygularımıza, bilgi işleme sürecimize ve kalıtsal aktarımlarda çok ciddi rol oynuyor. Barınma ihtiyacımız da tam olarak burada devreye giriyor: Hayatın devamı için çevresel faktörlerden ve tehditlerden etkilenmeyen sığınak arayışlarıyla başlayan sürecimiz bugün kentleşme ve onun yeni problemleriyle birlikte hayatımızda tekrar önemli yerini alıyor. Modern insan kentleşme ihtiyacıyla doğal ortamlarını kaybediyor ve doğayla etkileşim alanlarını kısıtlıyor (Noe ve Stolte,2023). Bu da bizim bilgi edinme sürecimizi doğrudan etkilemesine neden oluyor. Edindiğimiz bilgiler doğrultusunda hissediyor olduğumuz duygular bizleri bilişsel anlamda farklı psikolojik problemlere götürüyor. Örneğin bu etkiler nüfusun düşük ruh sağlığına temel oluşturuyor (Arundel vd., 2022). Kentleşme ile birlikte iç mekan kullanımları arttı ve dış mekan da ise beton ormanlarına maruziyetimiz arttı. Dış ve iç mekanda maruz kaldığımız akustik, aydınlatma vb. 5 duyu organımızı uyaran her başlık psikolojik ve fizyolojik etkileri belgelenmiş konulardır (Noe ve Stolte,2023).
Hepi topu başımızı soktuğumuz yer diye bakıyor olduğumuz evlerimizin aslında varoluşumuzu, varolma biçimimizi ne kadar derinden ve sarsıcı bir şekilde etkiliyor olduğu aslında bugün keşfedilen bir sorun değil. Alman filozof Martin Heidegger
‘’Konut mekansal bir şekilde deneyimlendiğinde, kişi evde olma hissine sahiptir; hareketlilik mekansal bir şekilde deneyimlendiğinde, kişi bir macera duygusuna sahiptir. Yaşam zamansal bir şekilde deneyimlendiğinde, şimdiki ana dayanmış olma duygusu vardır; hareketlilik zamansal bir şekilde deneyimlendiğinde, zamansal bir "akış" ve ileri hareket duygusu vardır. Yaşam öznel bir şekilde deneyimlendiğinde, bir akrabalık ve aidiyet duygusu vardır; hareketlilik öznel bir şekilde deneyimlendiğinde, gizemli bir kişilerarası çekim duygusu vardır. Konut ruh hali olarak deneyimlendiğinde huzur duygusu vardır; hareketlilik ruh hali olarak deneyimlendiğinde heyecan veya arzu duygusu vardır. Konut, bir kişisel kimlik biçimi olarak deneyimlendiğinde, dünyayla "bir olmak" duygusu vardır; hareketlilik bir kişisel kimlik biçimi olarak deneyimlendiğinde, "Yapabilirim" duygusu vardır. Yaşam somut bir şekilde deneyimlendiğinde, bir rahatlık duygusu vardır; hareketlilik somut bir şekilde deneyimlendiğinde, bir canlılık duygusu vardır ( Todres, vd. 2010).’’
Demem o ki, yaşadığımız yerler varoluşumuzu ve varolma biçimimizi bu kadar etkilerken, insanın fıtratıyla ve çeşitliliği ile var olabileceği ve bunu gerçekten ortaya koyabileceği mimariler ortaya koyabilmemiz için neler mümkün? Sorumluluk alıp biraz bunun üstüne düşünelim…
Kaynakça
1) Mallgrave, H. F. (2015). Embodiment and enculturation: the future of architectural design. Front. Psychol., 16 September 2015, Sec. Cognitive Science. https://www.frontiersin.org/journals/psychology/articles/10.3389/fpsyg.2015.01398/full
2) Noe E. E. ve Stolte O. (2023), Dwelling in the city: A qualitative exploration of the human-nature relationship in three types of urban greenspace. Landscape and Urban Planning, Volume 230, 2023, 104633,ISSN 0169-2046.
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0169204622002821?via%3Dihub
3) Arundel, R., Li, A., Baker, E. ve Bentley, R. (2022). Housing unaffordability and mental health: dynamics across age and tenure. Uluslararası Konut Politikası Dergisi , 24 (1), 44–74.
https://doi.org/10.1080/19491247.2022.2106541
4) Todres, L., & Galvin, K. (2010). “Dwelling-mobility”: An existential theory of well-being. International Journal of Qualitative Studies on Health and Well-Being, 5(3).
https://doi.org/10.3402/qhw.v5i3.5444